Psikoterapi Sürecini Anlamak: Ne kadar sürer, Ne Zaman Etki Eder, Ara Vermek Zararlı mı?
- Natali Palakoğlu

- 31 Eki 2025
- 2 dakikada okunur
Psikoterapi süreciyle ilgili sıkça merak edilen konular arasında; terapinin ne kadar süreceği, ne zaman etkili sonuçlar alınacağı ve birkaç seans ara vermenin sürece olumsuz etkisi olup olmayacağı yer alır. Ancak bu sorulara net ve herkese uyan yanıtlar vermek mümkün değildir. Terapinin süresi ve etkisi, danışanın bireysel özelliklerine ve uygulanan terapi ekolüne bağlı olarak değişkenlik gösterir. Örneğin; psikanalitik yönelimli terapiler yıllarca sürebilirken, davranışçı yönelimli terapiler 8-20 seans arasında, varoluşçu yönelimli terapiler ise 20-60 seans arasında sürebilir. Bir danışan daha ilk seanstan sonuç almaya başlamış gibi hissederken, bir diğeri 6 ay geçtikten sonra böyle hissetmeye başlayabilir.
Psikoterapinin başında, özellikle yoğun bir duygusal birikimin etkisiyle hızlı sonuçlar beklenebilir. Fakat terapide anlık rahatlamalardan çok, derinlemesine içgörü ve dönüşüm amaçlanır. Birey geçmiş yaşantılarına, düşünce kalıplarına ve duygusal yüklerine temas ettikçe zaman zaman yorulabilir; bazı duygularla yüzleşmekten kaçınmak isteyebilir, motivasyonu düşebilir. İşte bu noktada sabır ve kararlılık büyük önem taşır. Aslında terapide her seans, iç dünyaya atılan bir adımdır.
Psikoterapi sürecinde bazı seanslar çok verimli geçmiş gibi hissettirirken bazıları sessiz veya zorlayıcı olabilir. Bu iniş çıkışlar, tıpkı hayat gibi, terapinin doğal bir parçasıdır. Terapide danışanların, seanslara olabildiğince aksatmadan devam etmeleri gerekir. Bu durum, bazı danışanlar için zorlayıcı olsa da ilerleyişin temeli bu süreklilikte yatar. Seanslara düzenli katılım sağlamamanın birtakım negatif etkileri olur. Aralar verildiğinde; işlenen konular havada kalır, derinleşme zorlaşır, iyileşme süreci yavaşlar, terapist ve danışan arasındaki bağ zayıflayabilir, bazı danışanlar eski semptomlara geri dönebilir, kazanılmış farkındalık ve beceriler kaybedilebilir. Uzun süreli aralar, seanslara yeniden başlandığında “Sıfırdan başlamak” gibi hissettirebilir. Tüm bunlar sebebiyle, ara verme ihtiyacı duyulduğunda bunu terapide gündeme getirmek ve beraber sebebini anlamaya çalışmak önemlidir. Bu sayede, terapide bu hisler ve kökenleri ele alınarak sürecin bir parçası haline getirilebilir.
Terapinin etkili olabilmesi; yalnızca seanslarda yapılan çalışmalarla değil, danışanın seanslar arasında kazandığı farkındalıkları günlük yaşamına taşıyabilmesiyle mümkündür. Terapide konuşulan duygular, düşünceler ve davranış kalıpları; ancak kişi bunları gündelik ilişkilerinde, kararlarında ve içsel süreçlerinde fark etmeye başladığında kalıcı bir dönüşüme evrilir. Tüm bunlar sebebiyle; danışanın aktif katılımı, terapiden alınacak sonuçta en önemli unsurlardandır.


Yorumlar